Haber

CHP 100 Yaşında… İmamoğlu: “Kararım şu: CHP değişirse Türkiye değişir. Sözüm açık: CHP değişir, Türkiye değişir”

Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: ADEM KARABAYIR

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Lideri Ekrem İmamoğlu, son seçimlerde milletin CHP ve onun önderlik ettiği muhalefete iktidar vizesi vermediğini hatırlatarak, “Bu gerçektir ama bir gerçek daha vardır. Bu millet verecektir” dedi. Türkiye’yi büyük adımlarla zenginleştirecek güçlü ve adil bir Türkiye inşa edelim.” Türkiye’yi değiştirecek bir muhalefet gördüğünde tereddüt etmeden onu iktidara taşıyacağına canı gönülden inanıyor ve biliyorum. Milletin CHP’yi değişime zorlamasının nedeni budur. Bu güçlü muhalefete hep birlikte destek olmak, halkını Türkiye’yi değiştireceğine inandırmak, milletini Türkiye’yi değiştireceğine inandırmak en önemli ve acil görevimizdir. Bunu yaratmanın yolu, ülkenin tüm yurtseverlerini birleştiren yeni, kapsayıcı ve güçlü bir vizyonun öyküsünü yazmaktır. Bu hikayeyi bu milletle birlikte yazacağız. Bir kararlılıkla ve bir sözle bitireyim. Benim tespitim şudur: CHP değişirse Türkiye değişir. “Sözüm açık: CHP değişecek, Türkiye değişecek” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ülke Politikaları Vakfı (ÜPV) ve Reform Enstitüsü’nün İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlediği “100. Yılında CHP” konulu panelin açılış konuşmasını yaptı.

CHP’nin köklerinin 1918 sonrası büyük olaylara ve büyük mücadelelere dayandığına işaret eden İmamoğlu, şunları kaydetti:

“CHP, CUMHURİYET TARİHİNİN ÇOK DEĞERLİ BİR DÖNEMİNİ ŞEKİLLENDİRDİ: Bundan yüz yıl önce bugün, Kurtuluş Savaşımıza zafer getiren kurucu önderimiz Mustafa Kemal ve arkadaşları, o zamanki adıyla Halk Fırkası’nın programını 9 esas üzerine temellendirerek partimizi kurmuşlardır. Unutmayalım ki, sadece kurulmuş bir parti olmanın ötesinde, aynı zamanda yaklaşık bir ay sonra ilan edilecek genç Cumhuriyetin ilk sesidir. Bu anlamda egemenliğin hanedandan millete geçişiydi. Partimiz, ülke tarihimizin çok özel bir döneminde doğmuştur. Dünyada bu tür maçları çok nadir görüyoruz. Cumhuriyet tarihinde çok önemli bir dönemi şekillendirdi. Öyle ki 1918-1923 yılları arasında küllerimizden birlikte doğduğumuz beş yılı, 1923-1946 yılları arasında çeyrek asırlık CHP’yi hatırlamadan anlamak, anlatmak mümkün değil. Bildiğiniz gibi CHP’nin kökleri çok eskilere dayanıyor. 1918 sonrası dönemin büyük olaylarına ve büyük mücadelelerine. Sivas Kongresi, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Dernekleri, Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşımız ve son olarak Birinci Meclis’teki Birinci Grup. Bunlar kuruluşumuza giden yolda kilometre taşlarıydı.

CHP’Yİ KURANLAR CUMHURİYETİ DE KURDU: CHP, ülkemizi I. Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük yıkımdan kurtaran askeri ve siyasi süreçte hayat buldu. Kurtuluş Savaşı’ndan çeyrek asır sonra. CHP’yi kuranlar Cumhuriyeti de kurdu. Uzun lafın kısası; 1923’ten bu yana herkesin kanun önünde eşit vatandaş olduğu bir Cumhuriyet’te yaşamamızın sorumlusu CHP’dir. Bu çok gurur verici bir durumdur. Millet iradesine dayalı bir devletin, vatandaşlığa dayalı bir milletin inşasında CHP’nin imzası var. CHP’yi ve Cumhuriyeti kuranlar, devleti gerçek anlamda güçlendirmenin en temel yolunun güçlü ve milli kimliğe sahip olmaktan geçtiğine inanıyorlardı. ekonomi Amaçlarının toplumun refahını yaratmak ve arttırmak olduğunu çok iyi biliyorlardı. Cumhuriyetin yeni kurulduğu 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi’ni düzenleyerek, 1929 yılındaki dünya ekonomik krizine anında ve doğru tepki vererek milli bir ekonomi yaratıp kurdular. o gün. Ülkede sermayenin çok kıt olduğu koşullara rağmen ulaşım altyapısını oluşturdular, temel ihtiyaçların üretimi için fabrikalar, bankalar ve ekonomik işletmeler kurdular. Bu gelişmede ileriye doğru atılmış bir adımdı. Bu, bir ulus için kelimenin tam anlamıyla bir atılımdı.

CHP BÜYÜK ATIMI VE ÇOK PARTİLİ DEMOKRATİK REJİME GEÇİŞİ YAPT: Dünya milletlerine sadece bağımsızlık mücadelemizle değil, ekonomik, sosyal ve idari alanlardaki devrimciliğimizle de ilham verdik. İki dünya savaşı arasında bu topraklarda yaşananlar, bu partinin vizyonu ve uygulamalarıyla öncülük ettiği dünyadaki en devrimci gelişmelerden biriydi. Bu, Cumhuriyet tarihimizde yalnızca bir kez yapabileceğimiz çok büyük bir hamleydi ve şimdi yeniden yapmak zorunda kaldık. Tarihin büyük zorlukları altında yapılanlar sayesinde ülkemiz ile dünyanın güçlü ve gelişmiş ülkeleri arasındaki uçurum daraldı. Ülkemiz dünya siyasetinde bağımsız bir ülke olarak yerini aldı. CHP sadece büyük bir atılım yapmakla kalmadı, aynı zamanda çok partili demokratik rejime geçişi de mümkün kıldı. İkinci Dünya Savaşı’nın vahşi dehşetinden ve yarattığı büyük yıkımdan CHP yönetimi sayesinde uzak kalmayı başardık. Bu çok tarihi bir duruş. 80 milyon insanın öldüğü o büyük küresel yıkımdan CHP yönetiminin diplomatik bilgeliği sayesinde yara almadan çıkmayı başardık.

1950’DEN SONRA İKTİDAR OLMADIĞINDA ÜLKENİN SİYASETİNDE YER ALDI: Cumhuriyetin ilk çeyrek asrının her anına damgasını vuran CHP, iktidarda olmadığı 1950 sonrasında da ülke siyasetinde taraf olmayı sürdürdü. 1970’li yıllarda dünyada yükselen eşitlik ve özgürlük dalgasının ülkemizde ‘merkezin solu’ konumlanmasıyla sosyal demokrasi anlayışı olarak ortaya çıkmasında CHP’nin de imzası var. 1970’li yıllarda ‘Toprağı eken, suyu kullanan’, ‘Ne mazlum, ne zalim, adil düzen’ diyen CHP’ydi. Yine CHP, 1970’li yıllarda MSP ile koalisyon kurarak toplumun farklı kesimlerinin aynı ideal etrafında bir araya gelebileceğini, milli meselelerde bölünmek yerine birleşmenin mümkün olduğunu bu ülkeye göstermişti. Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştirerek hem müttefiklerimize hem de düşmanlarımıza güç ve kararlılık gösteren devletimizin başında 1974 yılında CHP yeniden yer aldı. 9 Eylül 1923’te kurulan CHP, son 100 yılın en değerli partilerinden ve siyasi aktörlerinden biri haline geldi.

PARTİMİZİN TÜRKİYE’YE KATKILARI ÇOK UZUN ZAMANDIR ANA MUHALEFET OLMAKLA SINIRLI OLDU: Sanıyorum yakın zamanda değerli panel ve forum katılımcılarımız CHP’nin son 100 yılda neler yaptığını, doğrularını, yanlışlarını detaylı bir şekilde anlatacaklardır. CHP son 100 yılın en değerli aktörlerinden biri olmasına rağmen uzun süredir iktidarda değil. Partimizin yerel yönetimlerdeki değerli performansı bir yana, Türkiye’ye hizmeti ve katkısı ne yazık ki ülkenin ana muhalefeti olmakla sınırlıdır. Bu gerçek. Ancak söylendiği gibi, kötü niyetli hırsız çoğu zaman ev sahibini bunalıma sokar. 1950’den beri neredeyse hiç iktidara gelemeyen CHP, sanki uzun yıllardır ülkeyi yönetiyormuş ve yaşanan tüm felaketlerin sorumlusuymuş gibi bir algıya konu ediliyor. Bunda aslında CHP’liler olarak bizim hatamız var. Üyesi olmaktan gurur duyduğum CHP’nin bu durumunu düşünüp, bu durumu değiştirmenin yollarını hep birlikte bulmamız gerekiyor. Bu toplantının buna vesile olacağına ve katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Panelimizin ve forumumuzun değerli katılımcılarının bu konuda bizlere ilham vereceğinden ve bu konu üzerinde detaylı düşünmeye teşvik edeceğinden eminim.

CHP SON 43 YILDIR ZİHİNSEL VE ​​GERÇEK DEĞİŞMEME SORUNU YAŞIYOR: Değerli katılımcılarımızı dinlemeye geçmeden önce izninizle bu konudaki kişisel görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Benim naçizane fikrim CHP’de 43 yıldır zihniyet ve icraatta değişiklik yapamama sorunu yaşanıyor. 1980’den bu yana dünya ve Türkiye büyük bir değişim yaşarken, bu değişime ayak uyduramayan CHP adeta kendisini ezeli ve ebedi muhalefet partisi olarak konumlandırmış ve hapsetmiştir. Ancak 600 yıllık imparatorluk çökerken, 1923 yılında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratan ve doğru yapanların partisi olarak kurulan CHP, ayak uydurarak doğru olanı yaptı. 1960’lı ve 1970’li yıllarda dünyada ve Türkiye’de yaşanan değişimler. Ancak 1980’den sonra aynı yeteneği gösteremedi. Dünya ve Türkiye değişirken CHP atalete düştü.

GEÇMİŞ BAŞARILARI SAVUNACAĞIMIZ NOKTAYA ULAŞTIK: Geçmişteki başarılarımızla avunup sadece o başarıları savunacak noktaya geriledik. Geçmişteki başarılarıyla teselli olduk. Elbette gurur duyuyoruz. Ama teselli olamıyoruz ve sadece bu başarıları savunacak noktaya geldik. Geçmişten bahsetmek, geçmişte teselli bulmak ne bir CHP’liye, ne de devrimci bir partinin evlatlarına yakışır. Geleceğe dair umudumuzun olması gerekiyor. Ne yazık ki ataletimizin maliyeti büyük oldu. Türkiye’yi yönetmede etkili olamadığımız gibi, Türkiye’yi adım adım otoriter bir iktidara teslim ettik. Birbiri ardına iktidara gelen hükümetler gelir dağılımını bozmuş, Cumhuriyetin en önemli gücü ve desteği olan orta sütunu, yetenekli ve girişimci kitleyi eritmiştir. Hatta onu yok edecek seviyeye indirdi. Bugün toplumun yüzde 10’u milli servetin yüzde 70’ine sahip olacak noktaya geldiyse, biz de suçluyuz. Yani sorumluluğu hükümete yükleyenden farklı düşünen biri olarak iktidar olmayı başaramadıysak, o suça bir nebze de olsa ortak olmuşuz demektir. Ataletten dolayı değişimi sağlayamadık. Ne yazık ki emeğin asıl temsilcisi olan CHP’nin iktidara gelememesinin bedeli halkımıza ve milletimize çok ağır olmuştur.

CUMHURİYETİMİZİN İKİNCİ YÜZYILINA V. A. ten rengi ÜYELERİMİZE HÜKÜMETİN DEĞİŞTİRİLEBİLECEĞİ İNANCINI VEREMEYEN BİR CHPYLE, MUHALEFETLE GİRİYORUZ: Atalete düştüğümüz ve değişimi başaramadığımız için, kuruluşunda büyük rol oynadığımız Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, temel kurumları zayıflamış bir devlet, işlevsiz hale gelen bir Meclis, bir bürokrasi ile girdik. Becerilerini kaybetmiş, adalet sistemi çökmüş, demokratik dünyaya yarı yarıya mesafeli bir ülke. Yoksulluk sınırının altında bir nüfusla giriyoruz. Vatandaşımızı yerli-milli ve olmayan diye ayıran, muhalefete tahammülü olmayan, hukuku çiğneyen, eğitimi çökerten, ülkemize benzeri görülmemiş bir hayat pahalılığı getiren bu iktidarla giriyoruz. borca ​​battı. Ancak şunu da eklemeliyim: Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına adaletsiz, baskıcı, beceriksiz, beceriksiz, otoriter, sadece vatandaşlarına ayrımcılık yapan bir yönetimle girmiyoruz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına, vatandaşlarımıza iktidarın değişebileceği inancını veremeyen bir CHP ve muhalefetle giriyoruz. Aynı zamanda iktidarın değişebileceğine olan inancın azaldığı bir toplumsal ruh haline giriyoruz.

BU DURUMU KABUL ETMİYORUZ; KABUL ETMİYORUM, CHP DEĞİŞİRSE Türkiye DEĞİŞİR: Bu durumu kabul edemeyiz. Bunu kabul etmiyorum. Hem ülkemin hem de partimin bundan daha iyisini yapabileceğine tüm kalbimle inanıyorum. Ben hem CHP’nin hem de Türkiye’nin değişeceğine inanıyorum. CHP değişirse Türkiye değişir… Benim en çok buna inanıyorum. Bu duruma CHP’nin katkısıyla yüzleşmemiz gerekiyor. Bizler tarih önünde bu güzel ülkeye karşı sorumluyuz ve partimin bundan daha iyisini yapabileceğine tüm kalbimle inanıyorum. Hem CHP’nin hem de Türkiye’nin değişeceğine olan inancım tamdır. Nelerin değişmesi gerektiğine dair görüşlerimi de paylaşmak isterim. CHP’de değişimin iki ekseni, iki temel boyutu olmalı. Partinin hem vizyonunun hem de işleyişinin değişmesi gerekiyor. Partinin işleyişindeki değişimin diğer durumlarda, yani parti içi toplantılarda nasıl olması gerektiğine dair niyetlerimi paylaşıyorum. Bu toplantıda CHP’nin yeni vizyonunun ne olması gerektiğine odaklanmak istiyorum.

CHP’NİN TARTIŞMACI BİR VİZYON SUNMA SORUMLULUĞU VAR: Lafı fazla uzatmadan söyleyeyim: Yeni değişim vizyonu; Amaç, dünya ölçeğinde ideolojik siyasal kriz yaşayan CHP’yi, küresel ölçekte saygın, sosyal demokrasiye ilham veren güçlü bir partiye dönüştürmek olmalıdır. Dünyanın en eski sosyal demokrat partilerinden biri olan CHP’nin böyle iddialı bir vizyonu ortaya koyma sorumluluğu var. Yeni değişim vizyonu; Amaç bu ülkeyi yeniden yeni bir döneme taşımak, gelir dağılımını kökten iyileştirmek, yetenekli ve girişimci insanlara adil fırsatlar sunacak sistemleri kurmak olmalıdır. Bunu yapabilecek irade ve vizyona sahip tek parti biziz. Bunu hep birlikte başarmalıyız. 1923’lerin CHP’si dünyanın bütün mazlum halklarına ilham kaynağıydı. Bunu bir kez daha tekrarlamamız gerekiyor. Yapmalıysak; Çünkü dünyamızda ciddi yaralar açan yağmacı kapitalizmi ancak kamusal aklı ve bilimi insan gelişiminin motoru olarak ilan eden bir politikayla dönüştürebiliriz. 70 yıldır borçla büyüyoruz, krizle sarsılıyoruz ve dünyanın hızlı gelişimi karşısında her geçen gün daha da geride kalıyoruz. CHP’nin yeni misyonu bu tekrarlara son vermektir. Bu tekrarın kırılması ve son verilmesi için CHP’nin mutlak değişim ve dönüşüm göstermesi gerekiyor.

VATANDAŞLARIMIZIN ÖNÜNE KAPSAYICI VE HIZLI BİR SİYASETLE ULAŞMAMIZ GEREKİYOR: Vatandaşlarla temaslarımdan, okuduğum raporlardan ve çalışmalardan şunu görüyorum: Partim ne yazık ki yeterince kapsayıcı, proaktif ve reformcu bir parti olarak görülmüyor. Halkımız bunu böyle görmüyor. Çoğu insan bunu bu şekilde görmüyor. 1950’den bu yana iktidarda olmadığımız ve 1980’den sonra da kendimizi yenileyemediğimiz için vatandaşlarımızın önemli bir kısmı etkin bir ekibe sahip olmadığımızı düşünüyor. Tek yeteneği muhalefet etmek olan bir parti olarak görüyor. Vatandaşlarımızın çok az konuda ‘CHP bu işi daha iyi yapabilir’ diye düşündüğünü gözlemliyoruz. Artık vatandaşlarımızı sonuna kadar açık, kapsayıcı, reformcu ve eylem odaklı bir politikayla karşı karşıya getirmemiz gerekiyor. Değişimin temeli; Türkiye’yi büyük adımlarla geliştirecek, halkını harekete geçirecek güçlü bir plan ortaya koymaktır. Bunun için CHP’yi daha kapsayıcı, eylem odaklı, reformcu, kamuoyu aklını Türkiye’nin ve dünyanın dehasıyla buluşturan bir parti haline getirmeliyiz.

MİLLETİMİZİN ÖNGÖRÜSÜNE HERKES GÜVENMELİDİR: Yapmamız gereken ilk şey; vatandaşlarımızı dikkatle ve empatiyle dinlemektir. Bunları dinlediğimizde halkımızın zengin, güçlü ve prestijli bir ülkede özgürlük ve refah içinde yaşamak istediğini duyuyoruz. Kutuplara bölündüğünü, kimliğine ve aidiyetine sıkışıp kaldığını düşündüğümüz tüm yurtsever halkımız aslında yeni bir hikaye duyamamanın, muhalefete güvenememenin yorgunluğu içerisinde sıkışıp kalmış durumda. Bize kızgınlar. Milletimizin öngörüsüne herkesin güvenmesi gerekiyor. Bu aziz milletin, Türkiye’yi zengin, güçlü ve adil kılacağına inandığı muhalefeti desteklemeye hazır olduğuna eminiz. Eğer gerçekten bir değişiklik istiyorsak; Bunu nasıl yapacağımıza dair modelimizi kamuoyuna güven verici bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Bu modelde Türkiye’nin ihtiyacı olan büyük atılımın motor gücü, kamu kaynaklarının birleşik gücü ile ülkenin ve dünyanın dehası olmalıdır. Burada vurgumuzun devletin değil, kamuoyunun aklında olduğunun altını dikkatle çizmek isteriz. Çünkü milleti devletin üstünde, onun sahibi olarak görüyoruz. Biz kamusal aklı, devlet dahil tüm milletin ortak aklı olarak anlıyoruz.

ADALET OLMAYANLARIN GÜCÜ zulme yol açar : Öte yandan bu noktada bir şeyin altını çizmem gerekiyor. Güçlü olmayanın gücü yoktur. Gerçek. Ancak adaleti olmayanın gücü zulme yol açar. Öyleyse; Güçlü, demokratik, güçlü ve adil bir ülkenin olmazsa olmazı eşit vatandaşlıktır. Değişime ilişkin bir diğer önemli sorun da CHP’nin siyaset üretme yöntemiyle ilgilidir. Halkımızın beklenti ve taleplerini sorgulamayan, milleti dinlemeyen, kendi doğrularını millete empoze eden siyaset yapma alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz. Partinin yapısı ve alışkanlıkları, kamuoyunun siyasete olan güvensizliği ve yarattığı kaygı maalesef siyasete katılımın kapısını kapatıyor. Görünen o ki, bugün toplumsal muhalefetin büyük katkısına ve özgün bir insan kaynağına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. İhtiyacımız olan insan kaynağı sadece siyasete katılma konusunda en isteksiz olanlardan ibaret değil. Aynı zamanda en bilgili ve yaratıcı insanlarımızı da aramıza katmalıyız. Bizim de onlara ihtiyacımız var. Bu insanlara partinin kapılarının açılması ve katılımlarının teşvik edilmesi esastır. CHP, Türkiye’nin en yaratıcı beyinlerinin ve tüm yenilikçi projelerin ilk adresi olmalı, onlara kapılarını sonuna kadar açmalı, onları önemsediğini hissettirmeli, bunu sadece kişisel tavrıyla değil, aynı zamanda açıkça ifade etmeli ve hissettirmeli. uygulamaları, ilkeleri ve kurallarıyla. Bunu başarmanın bir zorunluluk olduğunu unutmayalım. Unutmayalım ki bunu başaramayan bir CHP’nin iktidara gelme şansı yoktur.

ÇOK ÖNEMLİ BİR HAYATTA KALMA SORUNUYLA KARŞIYIZ: Tüm bunlar kadar değerli, tüm kötülüklerin, aksiliklerin anası olan bir sorunumuz daha var. Türkiye yoksullukla mücadele ediyor. 200 yıl önce kişi başına milli gelir açısından neredeyse Almanya ile eşittik. 200 yıl sonra Almanya ile aramızdaki fark neredeyse 6 kat, ABD ile ise 7 kat arttı. Son 21 yıldır ülkeyi yönetenlerin perspektifinden baktığımızda istikrar koşulları altında yönetiliyoruz. İstikrar istikrardır, güç güçtür, otorite otoritedir, güç güçtür. Ama sonuç ortada. Gerilemeye, yoksullaşmaya, paramızın değersizleşmesine doğru gidiyoruz. ‘Bizi aşırı derecede kıskananlar’ aradaki farkı açmaya devam ediyor. Gelecek ciddi bir hayatta kalma sorununa işaret ediyor. Çok önemli bir hayatta kalma sorunuyla karşı karşıyayız. Batı ile aramızdaki fark giderek uçuruma dönüşüyor. Gözden kaçırdığımız baş döndürücü bilimsel gelişmelerin sonuçları şunu gösteriyor: Eğer hızlı bir şekilde harekete geçmezsek, Batı ile aramızdaki milli gelir farkı hızla bugünküne katlanabilir. Eğer aramızda böyle bir farklılığın oluşmasına izin verirsek Türkiye, küresel düzeyde kendi kendine yetebilen, onurlu devletler ligine tutunmakta büyük zorluk çekecektir. Kendileri dışındakileri gayri milli ilan etmekle ilgilenen ve hayatta kalma sorunlarını dile getirmekten geri durmayanların dikkatini çekmek istiyorum; Bu gerçek hayatta kalma sorunudur.

YA DEĞİŞİP YENİ BİR GELİŞİMİN ANA MOTORU OLACAĞIZ YA DA ADALETLE YERİNDE KALACAĞIZ: Ya bu ülkeyi yeniden yeni bir döneme taşıyarak bir an önce geriye atlayıp onlara yetişeceğiz, ya da gelecekte hayatta kalmamızı sağlamakta büyük zorluk çekeceğiz. O yolculuğu anlatacağız, o stratejiyi bu toplumun önüne koyacağız, yoksa gelecekteki bekamızı korumakta büyük zorluk çekeceğiz. Ya değişip yeni bir ilerlemenin ana motoru olacağız, ya da aynı ataletle olduğumuz yerde kalacağız. Gelecek sohbetlerimizde Türkiye’nin hızlı gelişimine dair daha detaylı şeyler söyleyeceğiz. Şimdi şunu söyleyeyim: Türkiye’nin kalkınması konusunda kaçırdığımız ve hala binmemekte ısrar ettiğimiz en büyük tren, temel bilimler trenidir. Bu treni kaçıran, geliştirme trenini de kaçırmış olur. Bizi geride bırakan ikinci sebep ise; Sosyal ve kültürel çeşitliliğimizi eşit vatandaşlığa dayalı çoğulcu bir demokrasiye entegre edemememiz. Sorunlarımızı çoğulculuk, eşitlik ve dayanışma içerisinde çözemediğimizde adalet duygumuzun zedelendiğini hep birlikte tespit etmeliyiz. Toplumun çeşitli kesimleri kendilerini karar alma sisteminin dışında hissetmekte ve ortak vatan duygusu derinden zedelenmektedir. Artık bu iki sorunla da olgunlukla yüzleşmeli ve yeni çözümler geliştirmeliyiz. Daha zengin olmak için kalkınmaya, zenginliğimizi adil bir şekilde paylaşmak için demokratik, güçlü ve sosyal bir devlete şiddetle ihtiyacımız var.

BÜYÜK BİR ATILMAYA İHTİYACIMIZ VAR: Dünya siyasetinin ve ekonomisinin bozulduğu ve reforme edildiği zamanlarda yeni riskler ve fırsatlar ortaya çıkıyor. Küresel ekonominin lokomotif ülkeleri haline gelenler, yenilikçi fırsatlarını en iyi değerlendiren ve içselleştiren ülkelerdir. Geçtiğimiz yüzyılda çok eskilerden gelen birçok ülke büyük dönüşümlere tanık olmuş ve bugün dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer almaktadır. Savaşın yerle bir ettiği Almanya, ekonomimizin 5 katından daha büyük bir ülke haline geldi. Savaştan nükleer yıkımla çıkan Japonya, bizimkinden yedi kat daha büyük bir ekonomiye sahip. 1960 yılında ekonomisi bizim dörtte biri büyüklüğünde olan Güney Kore, bugün bizim iki katı büyüklüğünde bir ekonomiye dönüştü. Savaşlarla büyüyen bu üç ülkenin ortak bir özelliği var: Teknoloji üretip satıyorlar. Onlar dünya ekonomisinin omurgasıdır. Bugün böyle büyük bir sıçramaya, milletimizin büyük bir uyanışına, gençlerimizin yaratıcılığının ve üretkenliğinin önünün açılmasına ihtiyacımız var.

EN DEĞERLİ VE ACİL GÖREVİMİZ: DOĞRU; Bugün millet CHP’ye ve onun önderlik ettiği muhalefete iktidar vizesi vermedi. Ama bir gerçek daha var: Bu millet, Türkiye’yi zengin edecek, güçlü ve adil bir Türkiye inşa edecek bir muhalefeti gördüğünde, onu tereddütsüz iktidara getireceğine canı gönülden inanıyorum ve biliyorum. Millet bu yüzden CHP’yi değişime zorluyor. Bu muhalefeti, bu güçlü muhalefeti, halkını ve milletini Türkiye’yi değiştireceğine inandıran muhalefeti yaratmak en önemli ve acil görevimizdir. Bunu yaratmanın yolu, ülkenin tüm yurtseverlerini birleştiren yeni, kapsayıcı ve güçlü bir vizyonun öyküsünü yazmaktır. Türkiye’nin çoğulcu demokrasiye ve hızlı kalkınmaya ihtiyacı var. Türkiye ikinci yüzyıla girerken değişime ve bunun için yeni bir hikayeye ihtiyacı var. Bu hikayeyi bu milletle birlikte yeniden yazacağız. Bir açıklama ve sözle bitireyim. Benim tespitim şudur: CHP değişirse Türkiye değişir. Benim sözüm açık: CHP değişecek, Türkiye değişecek.”

Etkinliğin panel bölümünde ÜPV Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Subaşı ve Reform Enstitüsü Müdürü Mehmet Ali Çalışkan da birer konuşma yaptı; Marmara Üniversitesi Prof. Dr. Ahmet Demirel (emekli), Bilkent Üniversitesi’nden Doçent. Dr. İlker Aytürk, Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şule Özsoy ve İTÜ’den Prof. Dr. Öner Günçavdı görüş ve önerilerini dile getirdi.

“CHP ve İkinci Yüzyıl” başlıklı etkinliğin forum bölümünde; Siyasi Yol internet sitesinden Dr. Ali Haydar Fırat, Sabancı Üniversitesi’nden Doçent. Dr. Berk Esen, Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fazilet Yörük, Özyeğin Üniversitesi’nden Prof. Dr. Evren Balta, Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fuat Keyman, 9 Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hakkı Uyar, Özyeğin Üniversitesi’nden Prof. Dr.Murat Somer, Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nebi Sümer, İstanbul Işık Üniversitesi’nden Doç. Dr. Onur Alp Yılmaz ve Doç. Dr. Seda Demiralp katıldı.

haberemirgazi.xyz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu